Evlenirken Başlayan Sessiz Çatlak
Evlendiğim günü düşündüğümde hâlâ içimde tuhaf bir karışım var. Heyecan, korku ve sanki büyük bir bilinmeze doğru atılmış bir adımın boşluğunda sallanma hissi… Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım ve eskiden her şeyi defterlere dökmeden rahat edemezdim. Hâlâ da öyleyim aslında. Ama bazı duygular var ki, yazınca bile hafiflemiyor; sadece daha net görüyorsun.
Evlilik benim için bir “yeni hayat” fikriydi. Sevdiğim adamla aynı sofraya oturmak, aynı evin içinde sabaha uyanmak… Ama kimse bana o evin içinde başka bir hayatın daha olduğunu söylememişti: kayınvalideyle kurulan görünmez denge.
İlk günler her şey normaldi. Hatta kendimi şanslı hissediyordum. Ama sonra küçük şeyler başladı. Çok küçük… Ama insanın içinde büyüyen türden.
İlk Tanışma ve “Anne” Meselesi
Onu ilk kez “anne” diye çağırmam gerektiğinde, içimde bir şey düğümlendi. Sanki o kelime, ağzımdan çıkarsa geri dönüşü olmayan bir bağ kuracaktı. Zaten evlenmişim, daha ne kadar bağ kurabilirim diye düşünüyorsun ama mesele o değilmiş.
Kayınvalidem ilk tanıştığımızdan beri mesafeliydi. Kötü değildi, hayır. Ama sıcak da değildi. Hep ölçülü bir bakışı vardı, sanki beni tartıyordu. Hangi kelimeyi doğru kullanacağımı, hangi hareketimin kabul edileceğini ölçen bir bakış.
Bir gün çay koyarken bana döndü:
“Artık bana anne demelisin.”
O an elimdeki bardak neredeyse kayacaktı. İçimde bir şey hızla geri çekildi. Sanki bir sınır çizilmişti ve ben o sınırın tam kenarında donup kalmıştım.
“Tamam…” diyebildim sadece.
Ama o “tamam” içimden gelmemişti.
Eve döndüğümde defterime şunu yazmışım:
“Bir kelime insanı bu kadar sıkıştırabilir mi? Anne demek neden bu kadar ağır?”
Kayseri’de Evimizde Sessizlik
Kayseri’nin kışları sert olur. Ev de bazen o kış gibi olur. Soğuk değil ama sessiz… O sessizlik insanın içine işler.
Eşim bu konuyu çok büyütmüyordu ama tamamen de geçiştirmiyordu. Arada “annem üzülüyor” dediğinde içimde ince bir sızı oluşuyordu. Çünkü ortada bir suç yoktu ama sürekli bir “yetersizlik” hissi vardı.
Ben ne yaparsam yapayım, bir şey eksikti sanki. O eksik şey de bir kelimeydi.
Defterime daha sık yazmaya başladım:
“Bugün yine ‘anne’ demedim. Söyleyemedim değil, demek istemedim. İstemekle yapabilmek aynı şey değilmiş.”
Günler geçtikçe içimdeki huzursuzluk büyüdü. Bir yandan sevdiğim adamla evliydim, diğer yandan sanki sürekli sınavdaydım. Notu belli olmayan bir sınav.
“Kayınvalideye anne dememek boşanma sebebi midir?” sorusu
Bir gece telefon elimde uzun süre kaldı. Google’a yazmadım bile, sadece düşündüm. Bu soru zihnimde dönüp durdu:
Kayınvalideye anne dememek boşanma sebebi midir?
Bu soru bana ilk başta saçma gelmişti. Nasıl bir kelime bir evliliği bitirebilirdi? Ama sonra şunu fark ettim: mesele kelime değildi. Mesele o kelimenin temsil ettiği şeydi.
Bir taraf “saygı” diyordu, diğer taraf “zorunluluk”. Ben ise arada kalmıştım.
O gece uyuyamadım. Pencereyi açtım, Kayseri’nin soğuk havası yüzüme çarptı. Şehir sessizdi ama benim içim gürültülüydü.
“Ben saygısız biri değilim,” dedim kendi kendime. “Sadece bazı kelimeler içimden gelmiyor.”
Ama içimden gelmeyen şeyleri söylemeye zorlanmak, insanı yavaş yavaş tüketiyordu.
Büyük Akşam Yemeği ve Patlama
Bir akşam yemeğinde her şey değişti. Aslında değişmedi, sadece biriken şeyler dışarı taştı.
Ailecek toplanmıştık. Sofra kuruldu, yemekler hazırdı. Herkesin yüzünde o klasik “normal aile akşamı” ifadesi vardı. Ama ben o masada kendimi hiç normal hissetmiyordum.
Kayınvalidem bana bakarak yine aynı cümleyi kurdu:
“Bak kızım, insan bir kelimeyle büyümez ama bir kelimeyle saygısını gösterir.”
O an içimde bir şey koptu.
Sessiz kaldım. Ama bu sessizlik sakin bir sessizlik değildi.
Eşim bana baktı. “Söylesene,” der gibi.
Ve ben o an ilk kez sesimi yükselttim:
“Ben saygısızlık etmiyorum. Ama zorla söylenen bir kelimenin saygı olmadığını düşünüyorum.”
Masa bir anda sessizleşti.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki ellerimi masanın altına sakladım. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Çünkü ağlarsam kaybedecekmişim gibi hissettim.
Kayınvalidemin yüzü değişti. Hayal kırıklığı mıydı, öfke mi, bilmiyorum.
Eşim o gece çok az konuştu.
Ve ben o gece defterime hiçbir şey yazamadım.
Çünkü yazacak kelime bulamadım.
İç Sesim ve Karar Eşiği
O olaydan sonra evin havası değişti. Kimse açık açık konuşmadı ama her şey konuşuluyordu aslında. Sessizlik bile konuşmaya başlamıştı.
Eşim bir gün oturup bana şunu dedi:
“Bu konu bu kadar büyümemeliydi.”
O cümle içimde bir yere dokundu. Çünkü büyüten ben değildim. Ama küçültemeyen de bendim.
Geceleri düşündüm. Çok düşündüm.
Bir yanda sevdiğim adam vardı. Diğer yanda kendimi sürekli eksik hissettiren bir düzen.
Defterime şunu yazdım:
“İnsan sevdiği yerde bile yalnız hissedebilir mi? Evet, edebiliyormuş.”
Ama bir şey daha fark ettim. Bu sadece “anne demek” meselesi değildi. Bu, kendini ifade edebilme meselesiydi. Sınır çizebilme meselesi.
Küçük Bir Detay: İsimlerin Gücü
İsimler basit şeyler gibi görünür. Ama aslında insanın iç dünyasında büyük yer kaplar.
Birine “anne” demek, sadece bir kelime söylemek değildir. O kelimeyle birlikte bir rol, bir beklenti, bir ilişki biçimi de gelir.
Ben bunu kabul etmek istememiştim belki de.
Çünkü “anne” dediğimde, kendimi geri çekilmiş hissedecektim. Kendi annemle kurduğum bağın gölgesinde bir yer açılacak gibiydi.
Ama diğer yandan, söylemediğimde de hep bir eksiklikle suçlanıyordum.
Arada kalmak, insanı en çok yoran şeymiş.
Umarız “Kayınvalideye anne dememek boşanma sebebi midir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Yazaryapi ekibinden sevgilerle!
Sonuç gibi değil, devam eden hayat
Yazaryapi okurlarına özel bu yazımızda “Kayınvalideye anne dememek boşanma sebebi midir” konusunu derinlemesine inceliyoruz.
Bugün hâlâ o kelimeyi söylüyor muyum, emin bile değilim. Bazen söylüyorum, bazen söylemiyorum. Ama artık şunu biliyorum: mesele kelimenin kendisi değil.
Mesele, insanın kendi sınırlarını kaybetmeden bir ilişki içinde kalabilmesi.
Ben hâlâ öğreniyorum. Hâlâ defterime yazıyorum. Hâlâ Kayseri’nin soğuk akşamlarında pencereden dışarı bakıp kendi iç sesimi dinliyorum.
Ve bazen kendime şunu söylüyorum:
“Bir evlilik, tek bir kelimeye sığmaz. Ama bazı kelimeler, bir evliliğin içinde çok şey anlatır.”