Bir Gün Günlüğümden Taşan Soru: İnsan Kendini Sevebilir mi?
Kayseri’de sabahlar bazen fazla sessiz olur. Sanki şehir değil de iç sesim uyanır önce. Bugün de öyle oldu. Pencerenin camında ince bir buğu vardı, dışarıda gri bir gökyüzü… Ne romantik ne de kasvetli, tam arada kalmış bir gün. Ve ben yine defterimi açtım. Çünkü bazı şeyler konuşulmaz, yazılır. Yoksa içimde birikir ve taşar.
Bugün kendime tek bir soru yazdım:
İnsan kendini sevebilir mi?
Altını çizmedim bile. Çünkü böyle soruların altı çizilmez, içi kazılır.
Sabahın İlk Sahnesi: Aynaya Bakarken Başlayan Hikâye
Aynaya baktığımda gördüğüm şey sadece yüzüm değil. Daha çok geçmişim gibi. Uykusuz geceler, ertelenmiş kararlar, yarım kalmış hevesler…
Bazen kendime karşı garip bir hayal kırıklığı hissediyorum. Sanki daha iyi biri olabilirmişim gibi. Daha cesur, daha disiplinli, daha “tamamlanmış”.
Ama sabahları bu düşünceyle savaşacak enerjim olmuyor. Sadece kahve yapıyorum. Bardağı elimde tutarken şunu fark ediyorum: Kendimi sevmek dediğim şey aslında bir hedef değil, bir alışkanlık olabilir mi?
Bu soru kafamda dönüp duruyor.
İnsan kendini sevebilir mi gerçekten, yoksa bu sadece güçlü insanların uydurduğu bir cümle mi?
Öğleden Önce: Eski Bir Mesaj ve Yarım Kalan Bir Hikâye
Telefonumda eski mesajlara baktım bugün. Yapmamam gereken şeylerden biri ama yine yaptım. Herkesin kendine zarar verme yöntemleri vardır ya, benimki bu biraz.
Bir sohbet… çok eski. Birisi bana “sen aslında iyi bir insansın ama kendine haksızlık ediyorsun” demişti. O zamanlar gülüp geçmiştim.
Şimdi o cümle içimde yankılanıyor.
Çünkü belki de en büyük problemim şu: Kendime dışarıdan baktığım gibi bakamıyorum. Dışarıdan biri beni daha kolay affediyor, daha kolay anlıyor. Ama ben kendime karşı çok hızlı hüküm veriyorum.
Ve burada tekrar aynı soru çıkıyor karşıma:
İnsan kendini sevebilir mi, yoksa kendine en acımasız olan yine kendisi mi olur?
Öğle Saatleri: Kayseri Sokaklarında Kendi İç Sesimle Yürümek
Dışarı çıktım. Hava soğuktu ama insanın içi soğuksa dışarısı pek fark etmiyor.
Yolda yürürken insanları izledim. Herkes bir yere yetişiyor gibi. Kimse kimseye bakmıyor ama herkes bir şey taşıyor gibi. Görünmeyen yükler… belki pişmanlıklar, belki umutlar.
Bir bankta oturdum. Yanımdan geçen çocuklar güldü. O an içimde kısa bir şey oldu: kıskançlık değil, özlem gibi. Daha hafif bir benliğe özlem.
Kendi kendime düşündüm:
Ben neden kendime bu kadar ağır geliyorum?
İnsan kendini sevebilir mi sorusu burada daha da büyüyor. Çünkü sevmek hafiflik ister, ben ise çoğu zaman kendime ağırlık veriyorum.
İç Sesin Gürültüsü: Kendime Söylediklerim
Bazen içimde iki kişi konuşuyor gibi.
Biri diyor ki: “Yetersizsin.”
Diğeri sessiz kalıyor. En çok da o sessizlik canımı yakıyor.
Çünkü kendimi savunmadığımda, içimdeki eleştirmen daha da yüksek sesle konuşuyor.
Bugün defterime şunu yazdım:
“Belki de kendimi sevmeyi öğrenmek, kendimle kavga etmeyi bırakmak değil; kavganın ortasında bile kendime bakabilmek.”
Ama bunu yazmak kolay, hissetmek zor.
Akşamüstü: Küçük Bir Kırılma Anı
Benzer Konular: İnkilap ile inkılap arasındaki fark nedir ?
Akşamüstü ışığı Kayseri’ye vurduğunda şehir biraz yumuşar. Sanki günün sertliği çözülür gibi olur.
O sırada eski bir fotoğraf buldum. Daha genç bir halim. Daha az düşünceli, daha çok gülen biri.
Fotoğrafa bakarken garip bir şey hissettim: hem yabancı hem tanıdık.
Kendime şunu sordum:
Bu kişiyi sever miydim?
Sonra fark ettim ki soru yanlış olabilir. Belki de mesele “o kişiyi sevmek” değil, “o kişiyle aynı olduğumu kabul etmek”.
İnsan kendini sevebilir mi? Belki de önce kendini inkâr etmeyi bırakınca başlıyor her şey.
Geceye Doğru: Sessizlik ve Gerçeklerle Baş Başa
Gece olduğunda Kayseri daha da susar. Ama iç sesim susmaz.
Yatağa uzandım ama uyumak istemedim. Çünkü uyku bazen kaçış gibi geliyor. Ve ben bugün kaçmak istemedim.
Defterimi açtım tekrar. Sayfaya uzun uzun baktım.
Şu cümleyi yazdım:
“Bugün kendimi sevip sevmediğimi bilmiyorum ama kendimden tamamen vazgeçmediğimi fark ettim.”
Bu küçük bir şey gibi görünebilir. Ama aslında büyük.
Çünkü bazı günler insan kendini sevmek zorunda değil. Sadece kendine katlanmaması yeter.
Hatıraların İçinde Kayıp Bir Ben
Geçmişe bakınca en çok şunu fark ediyorum: Kendime en çok acı verdiğim dönemler, kendimi en çok değiştirmek istediğim dönemler olmuş.
Sanki kendimi sevmek yerine kendimi düzeltmeye çalışmışım.
Ama insan bir eşya değil ki. Bozulup tamir edilsin.
Bu düşünce biraz içimi sıkıyor ama aynı zamanda rahatlatıyor da.
Belki de kendimi sevmeyi öğrenmek, kendimi değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmekle başlar.
İnsan Kendini Sevebilir mi? Soru Değil, Süreç
Bugün bu soruya net bir cevap veremem.
Çünkü kendimi sevip sevmediğim bile gün içinde değişiyor. Sabah başka hissediyorum, gece başka.
Ama şunu biliyorum:
Kendime baktığımda artık sadece eksiklerimi görmüyorum. Bazen yorgun birini görüyorum. Bazen çabalayan birini. Bazen de sadece hayatta kalmaya çalışan birini.
Ve belki de sevgi dediğimiz şey tam burada başlıyor: yargılamadan bakabilmek.
Son Sahne: Defteri Kapatmadan Önce
Defteri kapatmadan önce uzun süre düşündüm. Kalemi elimde çevirdim.
Sonra tek bir cümle yazdım:
“Bugün kendimi sevmeye başlamadım ama kendimle savaşmayı biraz azalttım.”
Bu bir final değil. Daha çok bir ara sahne gibi.
Çünkü insan kendini bir günde sevmez. Belki bir yılda da sevmez.
Ama bazı günler vardır, içindeki gürültü biraz azalır. İşte o günler, başlangıçtır.
Ve şimdi ışığı kapatıyorum.
Dışarıda Kayseri’nin sessizliği var. İçimde ise hâlâ cevaplanmamış bir soru:
İnsan kendini sevebilir mi?
Belki de cevap hiç gelmeyecek.
Ama ben artık bu soruyla yaşamayı biraz daha az korkutucu buluyorum.